KORONA GÜNLERININ BAŞI VE SABAH KAHVALTISI Pancake
Henuz Italya'dan esen olumsuz ruzgar tam etkisini gostermemis ve okullar tatil olmamisti bunlari yazdim ;
Yazarin "yüzüne bakarsan yaz, huyuna bakarsan kış olan bir gündü" teşbihinin içine tüm pitoresk bahar serpilse de gönlümüzün de yazı da kışı da birbirine girmiş durumda.
Doğayı kucakla bahar dallarını öp, diğerlerini ı-ıh🚫😘
Ellerini yika kolonyala (lavanta ? Mandalina??)😆
İyi beslen (takviyeler devaam )
Eve bazı şeyleri stokla (kahve, bakliyat, süt, un, avakado, şarap, rakı vs)☕🍷 açlıktan mi öleyim? Bknz Bostanlı migros videoları.... doğru muuu???
Yeni kitap siparişleri ver ( idefix alışverişi tmm 📚 uzaktan egitim😀)
Film listeleri her daim hazır. (Uzaktan eğitim 😁)
Banyoda tuzlu su gargaralari hazır.
Kocam geri dönecek mi??? 💑
Seyahat planlarına bak bak 😢
🤗
Sizde durum ne?
#corona #evhamliyimamatedbirliyim #dogaiyigelir #kafamdayazkis
Sonra okullar tatil oldu 2 haftalığına. Üniversiteler 3 hafta. Sonra işler home office oldu. 3. Gün #evdekal sosyal sorumluluk ve korunma inzivasinda Beril bunu yaptı.
(Nihal'in hediye ettiği Ebru Erke Kahvaltı kitabından)
PANCAKE
12 adet büyük ya da 20-25 adet küçük
4 adet yumurta, sarısı ve akı ayrılmış
90 g toz şeker (3/4 su bardağı kadar)
400 g süt
350 g un (2 1/4 şu bardağı kadar)
2 paket kabartma tozu
10 g tuz
30 g ayçiçekyağı
Bir el çırpıcısıyla yumurta akını tuz şekerle hafif kopurene kadar çırpın. Süt, un, kabartma tozu ve tuzu ekleyip çırpmaya devam edin.
Son olarak yumurta sarılarını da ilave ederek karışım boza kıvamına gelene kadar karıştırın.
Yapışmaz tabanlı bir tavayı hafifçe yağlayın.
Her seferinde karışımdan küçük bir kepçe alarak tavaya dökün . Ister normal tavada ister gözlü pancake tavasında yapabilirsiniz.
Pancake'leri arkalı önlü altın rengini alana kadar pişirin.
Üzerine pudra şekeri, recel , bal , tatlı sos , erimiş çikolata gibi seçeneklerle servis edebilirsiniz.
Bu da pancake tavasında yapıldı
CİNS DUYGULAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CİNS DUYGULAR etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Mart 2020 Çarşamba
8 Eylül 2018 Cumartesi
Şalgamlı bulgur salatası ve 2018 yazının ardından...
Yaz deyince bence; sosyalleşme, dışı güzelleştirme, denizle kucaklaşma, balıkla öpüşme, mehtabı yudumlama, ruhu özgürleştirme ve içe yenilikler gönderme.
2018 yazına gelince;
En iyi yaz arkadaşım: Beril (yaş 13).
En güzel yanı : paris & midilli gezisi & çeşme buluşmaları & uğurun bana çiçek dikmesi
Yaz partisi: kuşkusuz Berna'nın sampanyalı doğumgünü kutlaması
Hit şarkısı: No roots, Counting Stars, I like it
Hit beach: Çeşme ciftlikköy(yıllardır olduğu gibi), Midilli Agios İsiodoros plajı
Yazın eleştirisi: Alaçatı'nın hedeflediği noktadan; desibel sınırını aşan ve erik dalı halaylı ya da roman havası tarz müzik, ege mutfağından uzak minimal ve aşırı pahalı menüler ve birbir kapanan sanat galeri ile uzaklaşması.
Yazın başarısı: yükseklik korkumu yenme, az alkol tüketme , Berilin her boş dakikasını kitap okuyarak geçirmesi
Okuduğum kitaplar: bir sürüüüü
Yazın Hit lezzetleri: Paris'te ördek kanadı, Skala Skamnias'da deniz ürünlü makarna, Molyvos'ta güveç, peynir kızartması ve Laz böreği benzeri, Çeşme'de Berilin her yazki favori içecekleri kavun ve çilek frozenlar, Beril'in son tarif çalışması Buttermilk beer, Berna Yavuz'un zeytinyağlı kırmızı biber dolması, Mardin-Milano-Cesme yazılı tshirtlu midyecilerin midyesi, Eylül Güven'nin tatlıları, Berna Pekşen'in elmalı tartı, Ayca Özey Uysal'ın hurmalısı, Nihal'in ev yapımı Limoncello ve vişne likörü, Teko'nun mamaları, erikleri armutları, Elif'in Bursa'dan getirdiği cevizli ekmek, Sibel'in şarap tabağı, Maksude'nin ciboregi, Fatma Ablanın Boşnak mantısı, Elif'in ketesi, Deniz Bozkurt'un krebi, Özge ve Buse'nin helvalari... offf yaaaaa valla az kilo almiş olmam büyük basariiiiii...
Yazın korkuncu: dolar, euro, şarbon
Ve bir tarif :
Şalgamli Bulgur Salatası 6-7 kişilik
Gerekli malzemeler:
2018 yazına gelince;
En iyi yaz arkadaşım: Beril (yaş 13).
En güzel yanı : paris & midilli gezisi & çeşme buluşmaları & uğurun bana çiçek dikmesi
Yaz partisi: kuşkusuz Berna'nın sampanyalı doğumgünü kutlaması
Hit şarkısı: No roots, Counting Stars, I like it
Hit beach: Çeşme ciftlikköy(yıllardır olduğu gibi), Midilli Agios İsiodoros plajı
Yazın eleştirisi: Alaçatı'nın hedeflediği noktadan; desibel sınırını aşan ve erik dalı halaylı ya da roman havası tarz müzik, ege mutfağından uzak minimal ve aşırı pahalı menüler ve birbir kapanan sanat galeri ile uzaklaşması.
Yazın başarısı: yükseklik korkumu yenme, az alkol tüketme , Berilin her boş dakikasını kitap okuyarak geçirmesi
Okuduğum kitaplar: bir sürüüüü
Yazın Hit lezzetleri: Paris'te ördek kanadı, Skala Skamnias'da deniz ürünlü makarna, Molyvos'ta güveç, peynir kızartması ve Laz böreği benzeri, Çeşme'de Berilin her yazki favori içecekleri kavun ve çilek frozenlar, Beril'in son tarif çalışması Buttermilk beer, Berna Yavuz'un zeytinyağlı kırmızı biber dolması, Mardin-Milano-Cesme yazılı tshirtlu midyecilerin midyesi, Eylül Güven'nin tatlıları, Berna Pekşen'in elmalı tartı, Ayca Özey Uysal'ın hurmalısı, Nihal'in ev yapımı Limoncello ve vişne likörü, Teko'nun mamaları, erikleri armutları, Elif'in Bursa'dan getirdiği cevizli ekmek, Sibel'in şarap tabağı, Maksude'nin ciboregi, Fatma Ablanın Boşnak mantısı, Elif'in ketesi, Deniz Bozkurt'un krebi, Özge ve Buse'nin helvalari... offf yaaaaa valla az kilo almiş olmam büyük basariiiiii...
Yazın korkuncu: dolar, euro, şarbon
Ve bir tarif :
Şalgamli Bulgur Salatası 6-7 kişilik
Gerekli malzemeler:
- 2 su bardağı iri pilavlık bulgur(Duru marka başbaşı bulguru kullandım)
- 1 litre şalgam suyu, (şekersiz acısız kullandım)
- 1 demet maydanoz,
- 1 demet taze soğan,
- 1 kase küçük doğranmış kornişon turşu,
- 1 su bardağı mısır tanesi (ben haşladığım taze mısırı kullandım),
- 1 çay bardağı sıvı yağ(ben zeytinyağı kullandım)
- Yarım limon suyu (arzuya göre çoğaltılabilir),
- Tuz.
Yapılışı:
Derin bir tencereye, 1 litre şalgam suyu koyulur ve ocağın üzerinde kaynamaya bırakılır.
Derin bir tencereye, 1 litre şalgam suyu koyulur ve ocağın üzerinde kaynamaya bırakılır.
Kaynayan şalgam suyunun içerisine bulgur ilave edilir ve kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirilir.
Suyunu çekince ocaktan alınıp karıştırılır ve soğuması için bir kenarda bekletilir.
Maydanoz ile taze soğan, ayıklanıp yıkanır ve ince ince doğranır.
Kornişon turşu küçük küçük doğranır.
Soğuyan şalgamlı bulgur, geniş bir kap içerisine alınır.
Üzerine, 1 çay bardağı sıvı yağ ilave edilip karıştırılır.
Son olarak, yeşillikler, kornişon turşu, mısır taneleri, limon suyu ve tuz ilave edilip, güzelce harmanlanır.
Hazırlanan şalgamlı bulgur salatası, hemen servise sunulabilir. Soğuk da servis edebilirsiniz.
Not; Limonu ve tuzu, damak tadınıza göre ilave edebilirsiniz.
1 Ekim 2017 Pazar
Hüzün Melodisi
✍✍✍✍
🍁E ksiliyorum düştükçe yapraklar
🍂K ayboluyorum güneşle
🍁 İ zi var tum mevsimlerin
🍂M elodisine eşlik edene...
(🤗🙊🙈Sizin ekim şiirinizi görelim👀👀)
11 Temmuz 2017 Salı
Kadının gücü adına
Anlatmak yazmak lazım. Psikoloğa anlatır gibi. Ben de psikolog olmayı düşünmüştüm ama bir dakikada bir tercihi silerek olmazken, bugüne kadar da hiç bu mesleği icra edene gitmedim. Profesyonel destek almak şart. Paylaşmak şart belki de.
4 yıllık bir aradan sonra işe başladığımda hemen dikkatimi çeken şey çalışan kadınların ne kadar mutsuz olduğuydu. Mutsuz derken enerjileri düşük, günlük zevklerden uzak, ne içine ne dışına dönebilmiş, en ufak şeyi yanlış anlayıp kavgaya hazır... Bense, iç motivasyon ve arkadaşlarımın deyimiyle Allahın lütfu olan neşeyle doluyken bana zıt ama zamanla anladığım tepkilerdi.
Akşam ne yenecek, çocuğun eksiği için suraya uğranacak, annelere ilaç bırakılacak , toplantı sonrası hemen bakıcı aranacak çocuk iyi mi kontrol edilecek, temizlikçi cumartesi gelecekmiş eve malzeme alışverişi yapılacak, şu çıkan ojeyi tuvalette ne zaman tazelesem ... o yoğun arzı talebi bitmez iş yaşantısında kadına ekstra külfet. Hem kafaca hem bedenen yüklenilen ağır bir yük.
Genç ve bekarken çalışırken, evli arkadaşlarımın anlattığı bir iki anı gelip kendini hatırlattı. Saat gece 11 de anca müsait olup buzdolabını temizleyen , saat gece 12 de 10 dakikacık kitap okuyabildim diyen ilk evli iş arkadaşlarımı şaşırarak dinlediğimi ama artık evli ve çocuklu olarak anladığımı söylemem lazım.
Ki bunlar ne ki? Bir de o külfetin mislini yaratıp üstüne tuz biber eken bir kaynana görümce, bir tembel huysuz koca veya libidosu yüksek koca ya da ex olmusken de hala bir ise yaramayan koca etmeni var ki o kadındaki tepkimeler de birçok versiyonda seyredebilir.
Kadınların ketumluğu da zamanla azaldı. O eskidenmis kan kusup kızılcık şurubu içtim demek. Artık kırılan kol yenin dışında. Kadınlar öyle doluyor ki yeni artan sorumlulukları ile paylaşmak istiyorlar herseylerini diğer kadınlarla. Biraz dökülmek biraz rahatlamak biraz da çözüm yolu aramak için...
Annem yıpranmamamı öğütlerdi, kazancının bir kısmı ile temizlik işlerini birine yaptirmamı ve kendime her zaman bakmamı tembihlerdi. Kendime ve aileme her zaman daha fazla zaman ayırmamı da. Maddi manevi beni her zaman destekledi bu tatlı fedakar akıllı tecrübeli kadın. Bir akıl ve huzur veren bir bilge kişi şart bir kadının hayatında.
Yemeğe misafir çağırıp misafirin gelmesine yarım saat kala bir eksik var mı diyen, çocuğun ilacını hala almadın diye söylenen, annesinin abuk sabuk işlevsiz desteksiz demeçlerine kıllandın diye laf eden, yarım gün çocuğu eyleyemeyen bu sınırlarınızı ve sinirlerinizi zorlayan adamlar için bir de sizin yaptıklarınızı düşünün.
Ben kendi adıma en ufak bir ortamda onu rencide edecek bir şey yapmadım, her zaman
herseyini eksiksiz hazır bulundurdum, tüm organizasyonlarimiza hazırlık yapan değilmiş de davetlilerdenmiş gibi bulunmasının arkasında, çocuğumun da her türlü ihtiyacı ve gelişimi için kendimi bayağı bi hırpaladım. İç ve dış ilişkiler yönetimi, çocuk bakımı ve gelişimi derken o ruh nasıl yaşlanmasın, ama ben iç enerjimi şarj edebilen bir yapıya sahibim ... ustelik annem, kardeşim ve yardımcılarım vardı benim. Ama her kadın öyle mi? Kadınlara(evli beyler eşlerine! ) destek olmazsan, onu tatlı bir dille hoş tutmazsan sen kaybedersin. Bak artık kadının saçını süpürge de görmüyoruz. Birçok kadın bi kendine bakıyor bir bakıyor ... Sadece çalışarak yıpranmış bi adamları görüyoruz. Saçlar varsa o da beyaz, göbeklenmis, kırışmış yaşıtlarımıź erkekler... demek ki kadınlar gerçekten GÜÇLÜ... Güce tapmanız esnasında yapmanız gerekenleri unuttunuz beyler, lanetlendiniz....
4 yıllık bir aradan sonra işe başladığımda hemen dikkatimi çeken şey çalışan kadınların ne kadar mutsuz olduğuydu. Mutsuz derken enerjileri düşük, günlük zevklerden uzak, ne içine ne dışına dönebilmiş, en ufak şeyi yanlış anlayıp kavgaya hazır... Bense, iç motivasyon ve arkadaşlarımın deyimiyle Allahın lütfu olan neşeyle doluyken bana zıt ama zamanla anladığım tepkilerdi.
Akşam ne yenecek, çocuğun eksiği için suraya uğranacak, annelere ilaç bırakılacak , toplantı sonrası hemen bakıcı aranacak çocuk iyi mi kontrol edilecek, temizlikçi cumartesi gelecekmiş eve malzeme alışverişi yapılacak, şu çıkan ojeyi tuvalette ne zaman tazelesem ... o yoğun arzı talebi bitmez iş yaşantısında kadına ekstra külfet. Hem kafaca hem bedenen yüklenilen ağır bir yük.
Genç ve bekarken çalışırken, evli arkadaşlarımın anlattığı bir iki anı gelip kendini hatırlattı. Saat gece 11 de anca müsait olup buzdolabını temizleyen , saat gece 12 de 10 dakikacık kitap okuyabildim diyen ilk evli iş arkadaşlarımı şaşırarak dinlediğimi ama artık evli ve çocuklu olarak anladığımı söylemem lazım.
Ki bunlar ne ki? Bir de o külfetin mislini yaratıp üstüne tuz biber eken bir kaynana görümce, bir tembel huysuz koca veya libidosu yüksek koca ya da ex olmusken de hala bir ise yaramayan koca etmeni var ki o kadındaki tepkimeler de birçok versiyonda seyredebilir.
Kadınların ketumluğu da zamanla azaldı. O eskidenmis kan kusup kızılcık şurubu içtim demek. Artık kırılan kol yenin dışında. Kadınlar öyle doluyor ki yeni artan sorumlulukları ile paylaşmak istiyorlar herseylerini diğer kadınlarla. Biraz dökülmek biraz rahatlamak biraz da çözüm yolu aramak için...
Annem yıpranmamamı öğütlerdi, kazancının bir kısmı ile temizlik işlerini birine yaptirmamı ve kendime her zaman bakmamı tembihlerdi. Kendime ve aileme her zaman daha fazla zaman ayırmamı da. Maddi manevi beni her zaman destekledi bu tatlı fedakar akıllı tecrübeli kadın. Bir akıl ve huzur veren bir bilge kişi şart bir kadının hayatında.
Yemeğe misafir çağırıp misafirin gelmesine yarım saat kala bir eksik var mı diyen, çocuğun ilacını hala almadın diye söylenen, annesinin abuk sabuk işlevsiz desteksiz demeçlerine kıllandın diye laf eden, yarım gün çocuğu eyleyemeyen bu sınırlarınızı ve sinirlerinizi zorlayan adamlar için bir de sizin yaptıklarınızı düşünün.
Ben kendi adıma en ufak bir ortamda onu rencide edecek bir şey yapmadım, her zaman
herseyini eksiksiz hazır bulundurdum, tüm organizasyonlarimiza hazırlık yapan değilmiş de davetlilerdenmiş gibi bulunmasının arkasında, çocuğumun da her türlü ihtiyacı ve gelişimi için kendimi bayağı bi hırpaladım. İç ve dış ilişkiler yönetimi, çocuk bakımı ve gelişimi derken o ruh nasıl yaşlanmasın, ama ben iç enerjimi şarj edebilen bir yapıya sahibim ... ustelik annem, kardeşim ve yardımcılarım vardı benim. Ama her kadın öyle mi? Kadınlara(evli beyler eşlerine! ) destek olmazsan, onu tatlı bir dille hoş tutmazsan sen kaybedersin. Bak artık kadının saçını süpürge de görmüyoruz. Birçok kadın bi kendine bakıyor bir bakıyor ... Sadece çalışarak yıpranmış bi adamları görüyoruz. Saçlar varsa o da beyaz, göbeklenmis, kırışmış yaşıtlarımıź erkekler... demek ki kadınlar gerçekten GÜÇLÜ... Güce tapmanız esnasında yapmanız gerekenleri unuttunuz beyler, lanetlendiniz....
18 Kasım 2015 Çarşamba
Çocuk&Kitap&Pizza(Çocuğuma kitap okumayı nasıl sevdirebilirim?)
Çocuklara sözlerinizle değil davranışlarınızla örnek olun diye sürekli uyarıyor ya uzmanlar, bunun realitede sonuçlarını ve faydasını öyle sıklıkla yaşıyorum ki... Kitap okumanın bir bireyin gelişimindeki katkısına inanan ve çok kitap okumayı seven biri olarak kızıma bebekliğinden beri kitap okumayı hiç ihmal etmedim. Onun da en sevdiği dakikalardı beni dinlerken kitabın resimlerine bakmak, resimleri dinledikleriyle karsılaştırmak. İlkokul birinci sınıfta artık bayağı iyi bir kütüphanesi vardı. Öğretmeni okumaya başladığında iyi bir kitap kurdu olacağını öngörüyordu. Okumayı söktü, onun sesinden kitap dinlemek ayrı bir zevkti artık. Büyümüş ve şimdi o bana okuyordu(7 yaş).
Ama sonra artık okumak istemiyordu. Çok şaşırdık, neden soğumuştu? Okulun bütün gün oluşu, derslerin ve ödevlerin yoğun oluşu büyük etkendi tamam da okuldan verilen okuması gereken kitapları zorla okutuyorduk artık. Önce empati ve teşhis gerekiyordu. Okuldan verilen ya da önerilen kitaplar sıkıcıydı biir, calışmaktan oynamaya zaten zaman kalmıyordu ikiii, bir de okuduğu kitapların özeti ve resmi isteniyordu üçççç....çocuk sıkılmakta ve okumaktan soğumakta haklıydı.
Tekrar onu bu sevgiye geri çekmek için tedavi sırasıydı şimdi. Düşün düşün değişik yöntemler denedim. Kitapçıdan yeni kitapları alması, arkadaşlarıyla kitap değiş tokuşu, evde okuma saatleri, teyzesiyle kitap okuma yarışmaları, kitap fuarını gezmek, yazarlara kitap imzalatmak,kitap ayraçları almak ve yapmak...
Bu yoğun çabalarımdan sonra tutan şey ise şu oldu; onun çok sevdiği kedilerin kahramanı olduğu kitapları bulmak...hele de fantastik kedilerin olduğu...evet bu tuttu...çok şükür ne çok da kedili kitap varmış!Beril hepsini edindi ve okudu...
Ben de 30 yıldır sakladığım yaklaşık 100 adet çocukluk kitaplarımı ona hediye ettim. Evde hepsini yere serip fuar yaptı. Okumak için çok heyecanlandı.
Evde anne kız kitap ve kahve keyfi yapıyoruz.(10 yaş )
Şimdilerde bazen kendi stylingi ile kitap fotoları çekip paylaşıyor. Hala kedili kitapları çok seviyor...bir de mitolojik kitapları....(10 yaş)
Bir de her zamanki gibi yemek yapmayı çok seviyor, pizzaya bayılıyor, hamur tarifi Abidimizden. İlk o yaptı bize ayağım kırıkken. Cok leziz oluyor,sonra Beril yazlıkta arkadasiyla yaptı. Asla pizza yemem diyen babaannesi bile severek ve isteyerek 3-4 dilim yedi yani çok beğeni aldı.
Pizza Hamuru Tarifi:
(Büyük fırın tepsisi için ölçü)
2,5 su bardağı un
1/2 çay bardağı sıvı yağ
1 paket instant kuru maya
Bir tutam tuz ve toz şeker
Ilık su
Sosu için 2 yemek kaşığı salça, kekik ve biraz su.
Orta yumuşaklıkta bir hamur yapın. Düzgün yuvarlar bir şekil verin, üzerini nemli bir bezle örtüp sıcak bir yerde en az 30 dakika mayalandırın. Tepsiye fırın kağıdı serin eğer sermeyeceksiniz tepsiyi yağlayın ve hamuru ellerinizle tepsiye yayın.
Üzerine salçalı sosu sürün. Üstüne istediğiniz malzemeyi (sosis, salam, sucuk, pastırma, ton balığı, siyah zeytin, yesil zeytin, mısır, kapari,...) , damak zevkinize uygun olacak malzemeleri bir arada kullanarak serpin. En üste kaşar peynirini rendeleyerek ön ısıtılmış fırına verin. Kasar eriyip kızarınca hamur sertlesmeden alın. Ta taaam...
Afiyet olsun.
24 Ağustos 2015 Pazartesi
Baba-Çocuk Kampı -Çadır Kampı hem de!
Mayıs ayı sonunda baba- kız uzun zamandır bekledikleri çadır kampına gittiler. Okul düzenlemişti. Haftasonunu cadirda ve eglencelerle gecirmek..! Öyle heyecanlılardı ki. Ben de onlara kamp ve takım ruhunu yansıtacak bir süpriz hazırladım. 2 beyaz tişörte netten bulduğum çadır kampı tasarımlarını bastırtacaktım. Ama son anda baskıdan vazgeçip bunu kızımın çizmesinin daha güzel olcağına karar verdim. Evde tekstil boya kalemleri vardı nasıl olsa. Tasarımları netten çıktı aldık, beyaz tisörtün altına yerleştirdik ve o çizdi. Öyle sevdi ki bu aktiviteyi. Babasına hediye etmek üzere akşamı sabırsızlıkla bekledi. Babası da görünce bayıldığını söyleyince takım mest olmuştu bile!
Baba- kız tişörtlerini 2.gün giyeceklerdi. Rica etmeme rağmen bir fotoları yok tişörtleriyle.
Babasının tişört tasarımında bu vardı.
Kızımınki de böyleydi.
Gece ateş yakmışlar, babalar paintball oynamış , atvye binmişler, doğada yürüyüş yapmışlar ve daha bir sürü oyun oynamışlar. İkisi hala gülümseyerek hatirladiklari anılarla dolu unutamayacaklari bir kamp geçirdiler.
Çadır kampına gitmeden önce aşağıdaki listeyi hazır etmeniz iyi olacaktır(bizim kamp mayıs ayı sonunda idi). Bir de gece için eğlence olsun diye fosforlu ışıklı oyuncaklar ve giysiler ve ateşte pişirmek üzere marsmallow eklerseniz keyifleri artacaktır.
Mutlaka baba ve çocuk vakit geçirmeli, ilişki ve iletişim güçlendirip, güzel anılar biriktirmeli. Darısı sizinkilerin başına.
Baba- kız tişörtlerini 2.gün giyeceklerdi. Rica etmeme rağmen bir fotoları yok tişörtleriyle.
Babasının tişört tasarımında bu vardı.
Kızımınki de böyleydi.
Gece ateş yakmışlar, babalar paintball oynamış , atvye binmişler, doğada yürüyüş yapmışlar ve daha bir sürü oyun oynamışlar. İkisi hala gülümseyerek hatirladiklari anılarla dolu unutamayacaklari bir kamp geçirdiler.
Çadır kampına gitmeden önce aşağıdaki listeyi hazır etmeniz iyi olacaktır(bizim kamp mayıs ayı sonunda idi). Bir de gece için eğlence olsun diye fosforlu ışıklı oyuncaklar ve giysiler ve ateşte pişirmek üzere marsmallow eklerseniz keyifleri artacaktır.
Mutlaka baba ve çocuk vakit geçirmeli, ilişki ve iletişim güçlendirip, güzel anılar biriktirmeli. Darısı sizinkilerin başına.
3 Temmuz 2015 Cuma
KISKANMAAA
Çocuk yetiştirmekle ilgili uzmanların bir sürü uyarısı hergün bizlere ulaşıyor. Uzmanların beslenme, eğitim, kişisel gelişim vb önerilerine kulak veriyoruz, büyüklerimizden farklı, daha bilinçli yetiştirmeye özen gösteriyoruz. Ama hem uzmanların hem bizim esas odak noktamız olması gereken "mutlu çocuk yetiştirme" konusunu bu bilgi yağmurunda kaybediyoruz. Mutluluğun temelinde kendini sevme, ailede koşulsuz sevgi ve sahip olduklarımızla mutlu olma olmalı. Ama biz tüm bunları gölgeleyebilecek olan bir duyguyu, kıskançlığı konuşmayı unutuyoruz.
Kıskançlığın üstüne düşülmeyen, sadece yeni kardeşler olunca gündeme gelen bir konu olması özellikle günümüzün rekabetçi, bir çok uyarana açık, kapitalist topluma doğan ve paylaşmayı bilmeyen neslini son derece negatif etkiliyor.
Kıskançlığın son derece normal bir duygu olduğunu kabul etsek de bunun küçük yaşta bastırılarak kontrol etmeyi öğrenilmesi gerekiyor.
Kıskançlık ruhun hastalığıdır sözüne çok katılıyorum. Kıskanç insanların sahip olduklarıyla mutlu olamayan, diğerlerinin koşullarına ulaşmak için kendilerini mutsuz yapan rekabetçi ve ruhu dağınık insanlar olduklarına inanıyorum.
Oysa ki çocuklarımıza sadece kendilerini mutlu edecek küçük şeylerin farkındalığını yaşatırsak, kendi yeteneklerini geliştirmeye odaklarsak, onunla konuşarak, paylaşmanın önemli olduğunu, arkadaşlıklarını sürdürebilmesi için bazı şeyleri paylaşarak fedakârlık yapması gerektiğini anlatırsak kıskanç olmayan mutlu cocuklar yetistirebiliriz. Bizler de paylaşımcı tavırlarımız ve davranışlarımızla çocuğumuza örnek olmaya çalışmalıyız.
Ama bir kıyafet alıp "arkadaşların seni kıskanacak" dediğinizde, "aman kıskanır" diye başka bir çocuğu ya da bir hayvanı kucağınıza alıp sevmediğinizde onu mutlu ettiğinizi sanıp aslında kıskanç ve mutsuz bir çocuğun temellerini atmış bulunuyorsunuz.
Yıllardır kimseyle kıyaslamadan kendi mutluluğumun peşinden koşan biri olarak annemin beni yetiştirriken gösterdiği özeni kızımda da gösterdim. Bunu test etmek için geçenlerde kızıma(10 yaş) okulda bir etkinlikteki bir rolü kaptırdığı arkadaşını kıskanıp kıskanmadığını sordum. Cevabını aynen aktarıyorum: tabii ki kıskandım anne, herkes kıskanır bu çok normal. Ama bunun için arkadaşlığımı bozmam, arkadaşımı alkışladım. Ben de başka etkinlikte rol alıyorum hem.
Çocuğunuzun koşulsuz sevildiğini bilmesi, sevgiyle verilen şeylerle mutlu olması gerektiğini ve bazı duyguları yönetmeyi öğrenmesi için önce kendinizini mutlu edin lütfen. Bir anne olarak çocuklarımızı sevgi, kültür, ahlak ve güzel duygularla büyütelim.
Kıskançlığın üstüne düşülmeyen, sadece yeni kardeşler olunca gündeme gelen bir konu olması özellikle günümüzün rekabetçi, bir çok uyarana açık, kapitalist topluma doğan ve paylaşmayı bilmeyen neslini son derece negatif etkiliyor.
Kıskançlığın son derece normal bir duygu olduğunu kabul etsek de bunun küçük yaşta bastırılarak kontrol etmeyi öğrenilmesi gerekiyor.
Kıskançlık ruhun hastalığıdır sözüne çok katılıyorum. Kıskanç insanların sahip olduklarıyla mutlu olamayan, diğerlerinin koşullarına ulaşmak için kendilerini mutsuz yapan rekabetçi ve ruhu dağınık insanlar olduklarına inanıyorum.
Oysa ki çocuklarımıza sadece kendilerini mutlu edecek küçük şeylerin farkındalığını yaşatırsak, kendi yeteneklerini geliştirmeye odaklarsak, onunla konuşarak, paylaşmanın önemli olduğunu, arkadaşlıklarını sürdürebilmesi için bazı şeyleri paylaşarak fedakârlık yapması gerektiğini anlatırsak kıskanç olmayan mutlu cocuklar yetistirebiliriz. Bizler de paylaşımcı tavırlarımız ve davranışlarımızla çocuğumuza örnek olmaya çalışmalıyız.
Ama bir kıyafet alıp "arkadaşların seni kıskanacak" dediğinizde, "aman kıskanır" diye başka bir çocuğu ya da bir hayvanı kucağınıza alıp sevmediğinizde onu mutlu ettiğinizi sanıp aslında kıskanç ve mutsuz bir çocuğun temellerini atmış bulunuyorsunuz.
Yıllardır kimseyle kıyaslamadan kendi mutluluğumun peşinden koşan biri olarak annemin beni yetiştirriken gösterdiği özeni kızımda da gösterdim. Bunu test etmek için geçenlerde kızıma(10 yaş) okulda bir etkinlikteki bir rolü kaptırdığı arkadaşını kıskanıp kıskanmadığını sordum. Cevabını aynen aktarıyorum: tabii ki kıskandım anne, herkes kıskanır bu çok normal. Ama bunun için arkadaşlığımı bozmam, arkadaşımı alkışladım. Ben de başka etkinlikte rol alıyorum hem.
Çocuğunuzun koşulsuz sevildiğini bilmesi, sevgiyle verilen şeylerle mutlu olması gerektiğini ve bazı duyguları yönetmeyi öğrenmesi için önce kendinizini mutlu edin lütfen. Bir anne olarak çocuklarımızı sevgi, kültür, ahlak ve güzel duygularla büyütelim.
Güveler, elbiseleri nasıl kemirirse kıskançlık da insanı öyle kemirir. Saint Chryston
Haset, ateş nasıl odunu yer yutarsa iyilikleri yer yutar, mahveder. Hadis-i Şerif
Haset, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir. Cenap Şahabettin
Haset, ateş nasıl odunu yer yutarsa iyilikleri yer yutar, mahveder. Hadis-i Şerif
Haset, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir. Cenap Şahabettin
Kıskançlığımız kıskandığımız kişilerin mutluluğundan daha uzun ömürlüdür. La Rochefoucauld
Kıskançlığımızı ancak sevgi ile yenebiliriz. Goethe
1 Temmuz 2015 Çarşamba
BİR KIRIK VAKASI...2.bölüm(ayak bileğiniz kırıldıysa...)
Olayın vuku buluşu ve ardından hastane maceram bitti.
Hastanede kırık operasyonu geçirenlere verilen kağıdı okuyunuz. Uyarıları yazılı alıp eve geçiyoruz.
4. Haziran(ameliyattan sonra 2.gün): Sol ayak bileğimde 18 dikişle eve döndüm. Apartmana giriş bir olay, her yer merdiven. Bir tekerlekli sandalyem, 2 de koltuk değneğim var. Koltuk değneklerini kullanamıyorum. Sandalyeyi iyi ki almışız, eşim de onu kullanmayı öğreniyor zamanla. Yatak odama yerleştim. Hiç kalkmadan yatıyorum. Evin düzenini soruyorum, salonu, kızımın odasını ve diğer tarafları göremiyorum. Heryer düzenli, herşey ok diyorlar. Sonra da gülerek "devrik lidersin sen", "yönetim bizde" diyorlar.
Gündüzleri kızıma küçükken bakan teyzemiz gelip bakıyor bana. O olmasa napardım bilmem. Getirdiği walker çok işime yarıyor.
Kızım eve geldim geleli yanımdan hiç ayrılmıyor. Gece benle yatıyor, gündüz yanımda yatakta oturuyor. Sabah babasına ayrı, bana ayrı kahvaltı getirdi evdeki ilk sabahımda. Ikimizin de ayrı zevklerine göre incelikle hazırlamış. Yatakta Uno oynuyoruz, Tv seyrediyoruz, bana mitoloji kitabını okuyor, su getiriyor, ilaçlarımı içiriyor. Antibiyotik, ağrı kesici, mide koruyucu içiyorum. Kan sulandırıcı iğnem var bir de. Eşime siz yapabilirsiniz demiş eczacı. Evet yapar, o öyle beceriklidir ki, ve yaptı da nerdeyse 15 gece. Çok yakıyor ama bu iğne.
Salona geçiyorum sonra, özlemişim evin bu tarafını. Hem misafirlerle rahat rahat oturuyorum.
Alçı ağır, ağrım yok.
10.Haziran(ameliyattan sonra 8. gün): Bu gece kızımın ilkokula veda gecesi var. Hiç gitmek istemiyorum bu koşullarda. Ama miniğim eve geldiğimden beri her gün "sensiz olmaz", "geleceksin annecim" diye ısrarcı oluyor. Gitmezsem çok üzülecek. Internetten sipariş verdiğim gece elbiselerinden biri oluyor üstüme, saçlarımı evde düzleştiriyoruz. Tırnaklarımı da boyadık mı tamamdır. Tekerlekli sandalyemle gideceğim. Berili teyzesi kuaföre götürüyor. Saçlarına tost yaptırdı, çok güzel oldu elbisesi ve saçıyla. Geliyorum diye mutluluğu daha da katmerli. Uğuruma iyi ki o papyonu almışım, ilk kez takmayı kabul etmişti. Öyle yakıştı ki, görünce gözlerim doluyor, hatta şimdi yazarken de...
Yemek salonuna girdiğimde alkış kopuyor, tekerlekli sandalyemle masamıza yerleşiyorum. Herkes çok güzel, hele çocuklar.... Hepsiyle öpüşüyorum, geçmiş olsun dileklerini alıyorum. Berilim minik kelebeğim etrafta uçuşuyor, sertifikalarını alıyor...sonra danslar başlıyor. Uğura beni piste götür diye yalvarıyorum. Ve pistteyim...
15.Haziran(ameliyattan sonra 13.gün): bugün dikiş alınma günü. 3 günde bir pansumanlarım vardı dikişlerim alınana kadar, eve hemşire geldi. Ve dikişlerim alındı. 15 gün daha alçı ayakta kalacak ama.
Bloga yazı yazıyorum, gazete dergi okuyorum, Tv tüm gün açık, tüm gün sosyal mecrayı takipteyim, şiir ve öykü denemelerim var; kardesim bu oykulerin buyuklere yazmama ragmen cocuklsra uygun oldugunu soyluyor, kızımın begenmesi de bunu destekleyince cok gülüyoruz. Zumba ve dans videoları seyrediyorum. Oturduğum yerde dans edip terliyorum.
Uğur üstüme titriyor, üzülüyorum, yoruluyor diye, Biz aileyiz, aileler böyle yapar diyor, haftasonları beni annelerinin yazlığına götürüyor, zira Beril orada artık. Özlüyoruz onu. Bize de dğişiklik oluyor. Evden çıkmak bir yere gitmek çok zor ama hava almak güzel.
Hava benden yana, çok sıcak yok.
Annem vefatından 2 gün önce hastanede kardşimden altın turkuaz küpelerini istemişti. Takı takmayı özlemişti. Anasının kızı işte ben de giyinmeyi takılarımı özledim. Haftasonu Gülbahçe'de takılarımı takıyor kızım.
Allahım sorunlar veriyor ama çözümleriyle...dağına göre kar misali... Ne dertler gördüm hastanede, annemi babamı kaybettim, üzmüyor beni başıma gelenler, oturmak zor ama oyalanabiliyorum ben, sıkılıyorum bazen ama dert etmiyorum. Geçecek bunlar...
Sıcak huzur, sevgiyle sarmalanmak, bir tatlı dil beni çabuk iyileştiren...
"Kaybetmeden bilemedim herşey gibi kıymetini
Dalgalandı mı gönlüm
En iyi gelendin
Ne şekerdi tatlı dilin"
29 Haziran(ameliyattan sonra 27.gün): Doktor kontrolüm var. Rontgen filmim iyi çıkınca, yaralar da iyileşince alçı gidiyor. 15 gün daha basmak yasak. Evde ayağımı ileri geri hareket ettirme görevim var. Mutlu eve dönüyorum.
Basmadan gene ayağımı uzatıp yatarak geçse de günler en azından walker la daha rahat hareket ediyorum. Alçı bayağı ağırmış, hafifledi ayağım.
Haftasonları yazlıkta vakit geçirmek iyi geliyor. Aslında çok bişey yapmıyorum ama arkadaşlarla bir arada olmak güzel. Bazen kendimi yaşlılar gibi hissediyorum. Ben bir köşede oturuyorum. Etrafımda olaylar kişiler dönüyor ben oturuyorum.
13 Temmuz(ameliyattan sonra 41.gün): Doktor kontrolüm var. Kemikler iyice kaynamış. Hiç sorun yok. Artık basabilirmisim!!! Ama bas basabilirsen... ayağım basmayı unutmuş. İşim kolaylaşacak sanıyordum ama basmak o kadar kolay değilmiş. Artık tek kanedyenle yürüyeceğim. Ilık suda ayağımı çalıştıracağım. Hareket ettirerek kireclenmeyi önleyeceğim. Bu sınavı da geçeceğiz inşallah.
Artık yüzmeye başladım. Kardeşimle AVM lere gidiyorum. Hayatımı yavaş yavaş geri alıyorum.
Saçım ameliyattan sonra inanılmaz dökülüyor.
Saçımı kestirince şükür bu dökülme giderek azalıyor.
Bir bayram ve bir doğumgünü(iyi ki doğdun Bernaaa) geliyor ve her şeye rağmen eskisi gibi bir arada ve güzel geçiyor.
10 Ağustos(ameliyattan sonra 69.gün) : Doktor kontrolüm var. Ayağımdaki şişlik normal. Ama hala cok rahat yuruyemiyorun. Artık bileğimi güçlendirecek hareketler önemli. Fizik tedavi gerekiyor.
Bu güne kadar öneriler:
* size bakanların gönüllerini hoş tutun. Netten onlar için bişiler sipariş edin.
* saçlarınız dökülebilir, basar basmaz kestirin.
* bol bol kelle paça çorbası için, söğüş yiyin, kemik suyuna çorbalar yaptırın.
* menünüzde bol bol yoğurt, süt olsun.
* çok su için.
* ayağınız şişip indikce ölü deriniz ılık suyla birlikte dökülecek. Kaşıntısı oluyor, bol bol vücut kremi sürün ayağınıza ve bacağınıza.
Hastanede kırık operasyonu geçirenlere verilen kağıdı okuyunuz. Uyarıları yazılı alıp eve geçiyoruz.
4. Haziran(ameliyattan sonra 2.gün): Sol ayak bileğimde 18 dikişle eve döndüm. Apartmana giriş bir olay, her yer merdiven. Bir tekerlekli sandalyem, 2 de koltuk değneğim var. Koltuk değneklerini kullanamıyorum. Sandalyeyi iyi ki almışız, eşim de onu kullanmayı öğreniyor zamanla. Yatak odama yerleştim. Hiç kalkmadan yatıyorum. Evin düzenini soruyorum, salonu, kızımın odasını ve diğer tarafları göremiyorum. Heryer düzenli, herşey ok diyorlar. Sonra da gülerek "devrik lidersin sen", "yönetim bizde" diyorlar.
Gündüzleri kızıma küçükken bakan teyzemiz gelip bakıyor bana. O olmasa napardım bilmem. Getirdiği walker çok işime yarıyor.
Kızım eve geldim geleli yanımdan hiç ayrılmıyor. Gece benle yatıyor, gündüz yanımda yatakta oturuyor. Sabah babasına ayrı, bana ayrı kahvaltı getirdi evdeki ilk sabahımda. Ikimizin de ayrı zevklerine göre incelikle hazırlamış. Yatakta Uno oynuyoruz, Tv seyrediyoruz, bana mitoloji kitabını okuyor, su getiriyor, ilaçlarımı içiriyor. Antibiyotik, ağrı kesici, mide koruyucu içiyorum. Kan sulandırıcı iğnem var bir de. Eşime siz yapabilirsiniz demiş eczacı. Evet yapar, o öyle beceriklidir ki, ve yaptı da nerdeyse 15 gece. Çok yakıyor ama bu iğne.
Salona geçiyorum sonra, özlemişim evin bu tarafını. Hem misafirlerle rahat rahat oturuyorum.
Alçı ağır, ağrım yok.
10.Haziran(ameliyattan sonra 8. gün): Bu gece kızımın ilkokula veda gecesi var. Hiç gitmek istemiyorum bu koşullarda. Ama miniğim eve geldiğimden beri her gün "sensiz olmaz", "geleceksin annecim" diye ısrarcı oluyor. Gitmezsem çok üzülecek. Internetten sipariş verdiğim gece elbiselerinden biri oluyor üstüme, saçlarımı evde düzleştiriyoruz. Tırnaklarımı da boyadık mı tamamdır. Tekerlekli sandalyemle gideceğim. Berili teyzesi kuaföre götürüyor. Saçlarına tost yaptırdı, çok güzel oldu elbisesi ve saçıyla. Geliyorum diye mutluluğu daha da katmerli. Uğuruma iyi ki o papyonu almışım, ilk kez takmayı kabul etmişti. Öyle yakıştı ki, görünce gözlerim doluyor, hatta şimdi yazarken de...
Yemek salonuna girdiğimde alkış kopuyor, tekerlekli sandalyemle masamıza yerleşiyorum. Herkes çok güzel, hele çocuklar.... Hepsiyle öpüşüyorum, geçmiş olsun dileklerini alıyorum. Berilim minik kelebeğim etrafta uçuşuyor, sertifikalarını alıyor...sonra danslar başlıyor. Uğura beni piste götür diye yalvarıyorum. Ve pistteyim...
15.Haziran(ameliyattan sonra 13.gün): bugün dikiş alınma günü. 3 günde bir pansumanlarım vardı dikişlerim alınana kadar, eve hemşire geldi. Ve dikişlerim alındı. 15 gün daha alçı ayakta kalacak ama.
Bloga yazı yazıyorum, gazete dergi okuyorum, Tv tüm gün açık, tüm gün sosyal mecrayı takipteyim, şiir ve öykü denemelerim var; kardesim bu oykulerin buyuklere yazmama ragmen cocuklsra uygun oldugunu soyluyor, kızımın begenmesi de bunu destekleyince cok gülüyoruz. Zumba ve dans videoları seyrediyorum. Oturduğum yerde dans edip terliyorum.
Uğur üstüme titriyor, üzülüyorum, yoruluyor diye, Biz aileyiz, aileler böyle yapar diyor, haftasonları beni annelerinin yazlığına götürüyor, zira Beril orada artık. Özlüyoruz onu. Bize de dğişiklik oluyor. Evden çıkmak bir yere gitmek çok zor ama hava almak güzel.
Hava benden yana, çok sıcak yok.
Annem vefatından 2 gün önce hastanede kardşimden altın turkuaz küpelerini istemişti. Takı takmayı özlemişti. Anasının kızı işte ben de giyinmeyi takılarımı özledim. Haftasonu Gülbahçe'de takılarımı takıyor kızım.
Allahım sorunlar veriyor ama çözümleriyle...dağına göre kar misali... Ne dertler gördüm hastanede, annemi babamı kaybettim, üzmüyor beni başıma gelenler, oturmak zor ama oyalanabiliyorum ben, sıkılıyorum bazen ama dert etmiyorum. Geçecek bunlar...
Sıcak huzur, sevgiyle sarmalanmak, bir tatlı dil beni çabuk iyileştiren...
"Kaybetmeden bilemedim herşey gibi kıymetini
Dalgalandı mı gönlüm
En iyi gelendin
Ne şekerdi tatlı dilin"
29 Haziran(ameliyattan sonra 27.gün): Doktor kontrolüm var. Rontgen filmim iyi çıkınca, yaralar da iyileşince alçı gidiyor. 15 gün daha basmak yasak. Evde ayağımı ileri geri hareket ettirme görevim var. Mutlu eve dönüyorum.
Basmadan gene ayağımı uzatıp yatarak geçse de günler en azından walker la daha rahat hareket ediyorum. Alçı bayağı ağırmış, hafifledi ayağım.
Haftasonları yazlıkta vakit geçirmek iyi geliyor. Aslında çok bişey yapmıyorum ama arkadaşlarla bir arada olmak güzel. Bazen kendimi yaşlılar gibi hissediyorum. Ben bir köşede oturuyorum. Etrafımda olaylar kişiler dönüyor ben oturuyorum.
13 Temmuz(ameliyattan sonra 41.gün): Doktor kontrolüm var. Kemikler iyice kaynamış. Hiç sorun yok. Artık basabilirmisim!!! Ama bas basabilirsen... ayağım basmayı unutmuş. İşim kolaylaşacak sanıyordum ama basmak o kadar kolay değilmiş. Artık tek kanedyenle yürüyeceğim. Ilık suda ayağımı çalıştıracağım. Hareket ettirerek kireclenmeyi önleyeceğim. Bu sınavı da geçeceğiz inşallah.
Artık yüzmeye başladım. Kardeşimle AVM lere gidiyorum. Hayatımı yavaş yavaş geri alıyorum.
Saçım ameliyattan sonra inanılmaz dökülüyor.
Saçımı kestirince şükür bu dökülme giderek azalıyor.
Bir bayram ve bir doğumgünü(iyi ki doğdun Bernaaa) geliyor ve her şeye rağmen eskisi gibi bir arada ve güzel geçiyor.
10 Ağustos(ameliyattan sonra 69.gün) : Doktor kontrolüm var. Ayağımdaki şişlik normal. Ama hala cok rahat yuruyemiyorun. Artık bileğimi güçlendirecek hareketler önemli. Fizik tedavi gerekiyor.
Bu güne kadar öneriler:
* size bakanların gönüllerini hoş tutun. Netten onlar için bişiler sipariş edin.
* saçlarınız dökülebilir, basar basmaz kestirin.
* bol bol kelle paça çorbası için, söğüş yiyin, kemik suyuna çorbalar yaptırın.
* menünüzde bol bol yoğurt, süt olsun.
* çok su için.
* ayağınız şişip indikce ölü deriniz ılık suyla birlikte dökülecek. Kaşıntısı oluyor, bol bol vücut kremi sürün ayağınıza ve bacağınıza.
22 Haziran 2015 Pazartesi
Bir kırık vakası 1.bölüm
31.Mayıs:
Baba-kız çadır kampındayken biz de bi Urlaya gidip denize girelim, kamp öğlen bitince onları da yanımıza çağırır süpriz yaparız dedik kardeşimle. Urlada gidip şezlonglarımıza yerleştik, ilk denizimizi açtık, sahilde türk kahvesi keyfimizi yaptık.
Kitaplarımızı çıkardık, okuyacaktık ki, denizden yelkenliler geçmeye başladı. Fotoğraf çekmek üzere biraz buruna yürüdüm, işte olayın geçtiği yer
kadraja karşı sahilin girmesi için hafif eğildim ve çekim yaptım, tam kalkıyordum ki arkamda kocaman bir kaz, bağırarak bana doğru geliyor, boyu neredeyse üst bacaklarımda, hafif hızlanarak yürürken başka bir kaz da öteki taraftan beni kıstırdı. İşte ayak bileğimin döndüğü, zavallı kardeşimin olaya müdahil olduğu, ambulansla hastaneye götürüldüğüm ve sonrası hastane ve ameliyat günlüğüm böyle başladı. "Olacakla, öleceğin önüne geçilmez"in yaşanmasıdır. Herşeye rağmen şükür ve daha büyük bir şey olmadığına tesellidir, duygular.
Ama beni dik, uyanık ve dirayetli tutan güç Berilin beni iyi görmesini istemekti. Canım yaa...hastaneye geldiğinde onu hiç böyle görmediğimi düşünüyorum. Yüzü bembeyaz ve çok çaresiz. Teselli ediyorum, sakinleştirmeye çalışıyorum onu. İyi geliyor ona beni aynı konuşurken görebilmek. Eşimin beni Urla devlet hastanesinden alıp arabamızla Dokuz Eylül Hastanesine götürürken emin ellerin ve desteğinin müthiş huzurunu yaşıyorum. Beromla Dokuz Eylül acilde ayrılıyoruz. Bir daha 4 gün görüşemiyoruz.
Dokuz Eylül acil: Mayo ve plaj elbisesi, kumlu ayaklar... hastanede mayom ve elbisem kesilerek çıkarıliyor, uyutuluyorum ve ayağım alçıya alınıyor. Ortopedi servisine yatışım yapılıyor. Sol ayak bileğimde 3 parçalı kırık var. Ameliyat şart.
2.Haziran: tuzlu tuzlu ameliyata girdim. Bileğimde 3 kırık ve tendom yırtılması sonucu anatomime bir plaka ve bir vida eklenerek ameliyatı başarıyla atlattım.
Sonra dayanamayıp soruyorum. Ben ne zaman dans edebilirim? 2 ay sonra cevabı mutlu ediyor.
Doktorların yoğun temposu, mesleğin ehemmiyeti bizim meslekler de meslek mi be diyaloglarına dönüşüyor gene.
Çoook ağrılı ve kafayı kaldıramadığım 3 gün sonucunda ağrı bitti ya diye sevinerek hastanede yemekleri beklememi(iştahlı insan her daim iştahlı), aldığım güzel telefonları, ziyaretime gelenleri, getirdikleri moral verici hediyeleri unutamam.
Hastanenin en komik unutulmaz diyalogu ise benle ilgilenen ama sıfır iletisimimin olduğu doktorumun son pansumanda "iyileşince artık bol bol kaz yersin" demesi oluyor.
Bu arada bir cok normal aktivitenin kıymeti artıyor yattıkça. Yatağımın karşısındaki refakatçi koltuğuna kadar yürüyebilip, orada biraz oturmak istedigimi unutamam.
4.Haziran: Artık evdeyim. Yazacak, paylaşacak, tavsiye edilecek öyle çok şeyim var ki bu yaşananlara dair bu ilk bölüm olsun...
14 Şubat 2015 Cumartesi
Erkeklere ilham verecek romantik fikirler
Sevgililer günü bahane amaç bizim erkeklere arada bir sevgisini anlatacak jestlere destek olmak. Aşık insan neler yapmaz. Ama evlenince iş çoluk çocuk derken insan romantizmi ihmal ediyor. Arada bir şöyle bişiler hatırlamakta fayda var, illa sevgililer gününü beklemeden. Fikir bulmakta zorlanıyor musunuz beyler? Romantik filmler imdadınıza yetişecek. Hep romantik filmleri kadınlar izliyor ve bekliyor orada gördüklerini. İyi de siz beyler pek izlemiyorsunuz bu türü, di mi. İzletelim, ufak fikirler vererek romantizme katkıda bulunalım:
-Accross The Universe'deki gibi ona çatıda şarkı söyleyin. Tamam canım evde de olabilir ya da beraber karaokeye gidebilir ve ona en sevdiği şarkıyı söyleyebilirsiniz. Sesine rağmen gözleri doluyorsa çok artı aldın demektir.
-The Notebook'taki gibi gece yola yatıp ona onu sevdiğinizi söyleyin. Aman dikkat son sevgililer gününüz olmasın.
-Notting Hill'deki gibi ilk oturduğunuz bankta ya da ilk buluştuğumuz yerde kutlayın.
-Hitch' deki gibi jet ski gibi çılgın bi araçla gezintiye çıkarın. İzmir'de körfezi geçmek süper olur. Ha deniz yok mu o zaman beraber bir yemek kursunda aşk dolu yemekler yapın. Aman alerjisi olan yemek varsa dikkat, beraber son yemeğiniz olmasın.
-What's Your Number'daki gibi teke tek bir maç yapmaya ne dersiniz? Sportif bir çift iseniz iyi fikir. Buna artı katmak için salonu ya da sahayı kapatmak ya da gizlice sızmak gerek. Heyecan dozunu arttıracak şey ise bahise girdiğiniz şey olacak.
- Silver Linings Playbook'taki gibi dans yarışmasına hazırlanmıyorsun ya, bi kerecik beraber dans dersi alabilir ya da kendin doğaçlama bir tango vari bişiler yapabilirsin. Gülen kadınsa karşılaştığın neye güldüğü önemli değil, mutlu ya amacına ulaştın.
-Friends With No Benefits'teki gibi Flash mob ayarlayabilirsen videonu çekmeyi unutma, romantizmin çooook tıklanma alır.
-No Strings Attached'teki gibi şehire yeni bir romantik cazibe merkezi kurulmuşsa kaçırma. Sevdiği içeceği ısmarla beraber için.
-Love Actually'deki gibi kartlara yaz, yazımın sözelinden iyiyse.
Mutlu sevgililer günü...
1 Mart 2012 Perşembe
ANNEMİ KAYBETTİM.
Bu yazıyı yazmak için zorluyorum kendimi, gerçekle yüzleşmek ve bu gerçek acı da olsa karşısında dik durabilmek için...günlerdir beceremiyorum, belki fazla hızlı iyileşmek için kendime kısa süreler tanıyorum...
Canım annemi 11 Şubatta kanserden kaybettim.
Babamı 1996'da kaybettikten sonra annem, kardeşim ve ben daha da kenetlenerek biribirimizi hiç bırakmadık. Her özel günde bir arada olduk, her dakikayı özele çevirdik. Birlikte öyle çok şey paylaştık ki... Babamın acısını hiçbir zaman içinden atamayan annemi sürekli teselli etmek ve hayata bağlamak için öyle çok çabaladık ki. Anneciğim özellikle torunu olduktan sonra gerçekten hayata bağlandı ve hayatını kızımla yaşadı.
Annemin öleceği düşüncesi ile aylarca içim kan ağladı, nefes alamadığımı hissettiğim geceler oldu, onsuz bir dünyada kayıp olacağımızı düşündükçe ağlamalarım son bulmuyordu. Gene de anneme ne hastalığını ne de moralimizi belli ettik. Ona son zamanlarında da özenle ve sevgiyle baktık. Ve o bizi yaşadığı gibi istediği gibi asilce bıraktı gitti.
Onsuzluk çok zor... en zor günlerimizde İzmirde tanıdığımız herkesin evimize akın etmesi ile ilk travmatik üzüntüleri yumuşakça yaşadık. Uzakta yaşayanların telefonlarıyla teselli bulduk. Özlem her geçen gün artarken arkasında bıraktıklarının güzelliği ile teselli bulduk; evet en büyük miras hem annemin hem babamın anıldıkları sıfatlardı; onurlu, dürüst, yardımsever, bakımlı, iyi aile, cömert, tatlı insanlar...
Annem de babam da hergünü özel ve imkanın ölçüsünde en iyisini yaşayarak geçirmeyi öğrettiler bize...Biz de öyle yaparak onların huzurlu olmalarını diliyoruz.
Mutlu aile olmanın inceliklerini ailemize de yansıtacağız, öğrendiğimiz bu güzel erdemli şeyleri devam ettireceğiz.
Nur içinde yatsınlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















































