29 Kasım 2011 Salı

TİRE KAPLAN DAĞ RESTORAN

Bayramlarda çok kalabalık olmadığımız için ailemle bir yerlerde bayram yemeği yemek, bu yemeği bir gezmeyle süslemek hepimizi daha mutlu ediyor. İzmirin çevresinde gidecek çok yer olduğundan seçim yapmak güçleşse de biz senede bir kez de olsa Tire'yi tercih ediyoruz.
Bu bayram da Tireye gittik. Gene Salıya denk getiremeyip Salı Pazarını kaçırdım. Türkiyenin en iyi on pazarı arasında olan Tire Salı pazarına bir türlü gidemediğime inanamıyorum. Neyse doğası çok güzel olan Tireye yola çıktığımızda pamuk tarlalarının önünden geçtik, kızım pamuk tarlaları ile tanıştı. Güneşli bir kış günü, mis gibi bir hava...Tirenin Kaplan Köyünün olduğu Kaplan Dağındayız. Minik köyün sonunda Ege mutfağı ile ünlü restorana ulaşıyoruz. Restorana girmeden mini bir orman yürüyüşü yapıyoruz. Kızım böyle doğayla iç içe maceralara bayılıyor. Sonra restorana dönüyoruz. İçerisi tam bir dağ restoranı ambiansında, sobalar var, sıcacık, tavanda kabaklar asılı, manzara nefis...





Menüye göz atıyor ve seçimlerimizi yapıyoruz.

Önce kuzu kulağı ve taze kekik geliyor. Sonra güzel bir mevsim salatası. Meze servis arabasından seçtiklerimiz içinde cevizli lahanalı pazılı bir meze, cibes ve zeytinyağlı sarma var. Ara sıcak olarak keşkek geliyor. Çoook uzun zamandır İzmir'de olsam da otlardan uzak hayatıma otları katmaya çabamız iştahsızlıkla sonuçlanıyor. Mezelerin hiçbiri bizi sarmıyor:((( Keşkeği ve sarmayı da hiç beğenmiyoruz, keşkek dibi tutmuş tadında ve salçalı sosunu fazla buluyoruz, sarma da lezzetsiz.
Et delileri olarak otlu yaşamdan etli menülere zevkle geçiyoruz. Etlerimizden hepimiz çok memnunuz:)))

En son en güzel kısmına geçiyoruz; tatlılar: kaymaklı ekmek kadayıfı ve karadutlu lor peyniri.



Güzel bir gezi, güzel bir ambians, doyurucu ve neşeli bir bayram aile yemeği...

Tireye giderseniz yolunuzun bir kere olsun düşmesi gereken bir restoran...















28 Kasım 2011 Pazartesi

ÇERKEZ TAVUĞU



Annemin günü için ben de birşeyler yapmak istedim. Hem de gene adrenalini yüksek bir şekilde. Bu kadar kalabalık bir topluluğa hem de annemin arkadaşlarına hiç yapmadığım yeni bir şey ikram ederek:))) 2-3 gün çerkez tavuğu tariflerini inceleyerek kendime en uygun tarifi oluşturdum. İlk sefer yapmanın tecrübesizliğiyle yapım aşamasında biraz tereddütler yaşasam da son lezzet ve görüntü gayet iyiydi. Yaş ortalaması 60'ın üzerinde 10 bayana sorduk "yediğiniz çerkez tavuğu nasıl olmuş?" "çok güzel" cevabını aldık. Zaten mezenin tamamının bitmesinden de bu anlaşıldığı üzere bu sefer kızımın doğumgünü için 2.kez yaptım. İşte şimdi gönül rahatlığı ile tarifimi sunabilirim.

ÇERKEZ TAVUĞU
Gerekli Malzemeler:
1 adet ayıklanmış bütün tavuk, 1 adet kuru soğan, 1 adet patates
1.5 su bardağı ılık tavuk suyu
2 su bardağı dövülmüş ceviz
4 diş sarımsak
4 dilim bayat ekmek içi
1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
1-2 çay kaşığı tuz
üstünü süslemek için: bütün iç ceviz, acı toz biber, 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı

Yapılışı:
1. Tavuğu derin bir tencerede üstüne çıkacak kadar suda, soyulmuş, dörde bölünmüş soğan ve patates ile birlikte haşlayın. (Soğan ve patatesi sadece tavuk suyuna daha da lezzet vermesi için kullanıyoruz,tavuk suyunu süzdükten sonra bunları kullanmıyoruz.)
2. İyice yumuşayan, haşlanmış tavuğu süzün, ılınınca derisini alın atın. Tavuk etlerini kemiklerinden ayırarak elinizle didikleyin. Tavuk suyundan 1,5 su bardağını ayırıp geri kalan tavuk suyuyla ekmekleri ıslatın ve kalanı da başka yemeklerinizde değerlendirmek üzere kaldırın.
3. Robotta çekilmiş ya da dövülmüş ceviz içi ile ıslatılmış ekmekleri, ezilmiş sarımsakları ve kırmızı biberi karıştırın. Tuzu ekleyin. Tüm bu karışımı tavuk etleriyle iyice karıştırın ve üzerine 1,5 su bardağı tavuk suyunu dökün tekrar karıştırın. Bir tadına bakın tuzunu az bulursanız biraz daha ekleyin.
4. Çerkez tavuğunu servis tabağına alın. Üzerine tavada azıcık kızdırdığınız zeytinyağıyla azıcık kırmızı biberi karıştırıp dökün. Cevizlerle süsleyin. Çerkez tavuğu aslında ılık servis yapılırmış ama ben misafirlere 1 gün önceden hazırladığım mezemi soğuk olarak servis yaptım.

Afiyet olsun.

Dip not 1: Fotoğrafta üstünde olan kırmızı meze; tarator.
Dip not 2:Artan tavuk suyu ile ilgili olarak; ben tavuk suyunun bir kısmını buzluk kaplarına dökerek dondurup gerektiğinde yemeklerimde bulyon olarak kullanıyorum.

TATLI BİR İLAN

Son yıllarda bazı firmalar verdikleri iş ilanlarında faaliyet alanlarına ya da aradıkları ünvana yönelik kullandıkları yaratıcı üslup ile diğerlerinden farklılaşmayı başarıyor.
İşte o güzel örneklerden biri...

İzmir İl Yöneticisi (Ref:ys05zmr)
Genel Nitelikler:
√ Eğitim hayatının kaymağını üniversite diplomasıyla yemiş,
√ Aperitif olarak 1-2 yıllık satış deneyimi olan veya işi mutfağında öğrenmek isteyen,
√ Kendine güveni ve ikna kabiliyeti ile parmak ısırtan,
√ Karın doyuracak kadar inisiyatif alan ve bireysel çalışabilen,
√ Şeflerine sipariş iletir gibi eksiksiz raporlama yapabilecek,
√ Diğer departmanlarla kuru fasulye pilav uyumu içerisinde çalışabilecek,
√ Meze olarak yaratıcı ve dinamik bir kişiliği olan, tatlı olarak güleryüzü bulunan,
İş Tanımı:
√ Restoranları ziyaret ederek sistemi tanıtacak, gelecek soru ve önerilere peynir ekmek gibi cevap verebilecek,
√ Restoranların sisteme katılma sürecini şef garson gibi takip edecek,
√ Kebap yapmayı sevmeyen, aksine aktif olarak yeni restoran ve lezzet araştırması yapacak, İzmir İl Yöneticisi arıyoruz.

27 Kasım 2011 Pazar

MODA BLOGGERLARINDAN İŞ YERİ GİYİMİNE DAİR RİCALARIM!


(resimler ALL dergisinden alınmıştır)

Yemek blogları kadar Moda bloglarını da ilgiyle takip ediyorum. Birçoğunu gerçekten çok beğeniyor ve paylaşımlarımızdan haz alıyorum. Yemek bloggerları ile moda bloggerları arasında bariz bir fark hissediyorum. Belki yemek bloglarının moda bloglarından sayıca fazla gibi görünmesinden kaynaklı bir fark bu. Moda bloggerlarımızın mutevazi, sakin ve yumuşak bir dille postlarını oluşturduklarını ve karşılaştığımız hiçbir kötü örneği ya da zevksiz bişeyi ele almadıklarını görüyorum. Ekranlardaki sivri dilli modacılar kadar olmasa da zevksiz bazı şeylere karşı net ve biraz agresif bir tavır takınmalarını bekliyorum bazen. Eskiden rüküş olarak algılanan stiller artık moda olmuş olabilir, tutucu kurallar yıkılmış ve birçok şey değişmiş olabilir ama değişmeyen bazı doğrular var...özellikle doğru mekanda doğru şeyi giymek en önemli şeyse moda bloggerlarının en çok bunun üstüne düşmesini bekliyorum. Hele de işyerinde...bugün bazı şirketlerde çalışanlara nasıl giyinmeleri konusunda danışmanlık hizmeti verdirenler var ama maalesef bu oran çok az. Yeni mezunların ofis ortamına kendilerini hazırlamaları ciddi bir süreç ve bu süreçt doğru seçimler yapmalarına yardımcı olmak gerekiyor. İşyeri kurallarına ve adabına uygun giyinen insan bulmak o kadar zor ki...neredeyse 8-10 saatinin geçtiği yerde insan göz zevkini bozan ya da adabı bozan saçma sapan bir kıyafete kesinlikle tahammül edemiyor. Burada moda bloggerlarına çok iş düşüyor. Çalışanların çalışmayanlar gibi alışverişe ve yaratıcı kombinler yapmaya vakitleri olmadığından onlara pratik çözümler sunulmalı.
işe ne giysem dendiğinde googledan çıkan cevaplardan biri de http://blog.markafoni.com/2011/10/27/toplantim-var-ne-giysem/ oldu ve çıkan sayfa ve kıyafet fotosu beni şok etti, bu fotomodelllerin buluştuğu bir toplantıya uygun bir kıyafet sunumu herhalde!!!! eee...tabii toplantının hangi sektörde ve firmada olduğu da önemli...iş kıyafeti deyip geçme ama bu da çok uç olmuş...genel geçer her yere uyar iş kıyafetlerine ne oldu?
Genel geçer iş kıyafetleri nedir, ne değildir? Çok basit cevapları vardır; genelgeçer: kumaş pantolon, kumaş etek, ceket, beyaz gömlek, sade takılar, vb.
ne değildir: şık bir parça ile kombinlenmemiş kot pantolon, hele de yırtık pırtık olanları, ta
transparan dantelli dekolteli seksapalitesi yüksek şeyler, tek omuzlu üstler, straplez üstler, pullu payetli kıyafetler, çok mini etekler, taytlar, çok yüksek topuklu ayakkabılar, şortlar, sandaletler, plaj terlikleri, vb.
Bugün televizyondaki ödüllü yarışmalarda bile kendini bilmez bir sürü insanın saçma sapan kıyafetlerle geldiği yerde ofiste şıklık beklemek fazla mı bilmem... Biz yemek bloggerları hangi davette ne sunulmalı,ne nasıl daha güzel ve özel olur adına elimizden geleni yapıyorsak çalışan insanın ne zaman ne giyeceğini öğrenmesi adına da bloggerlarımızdan destek bekliyorum. Hepinizi çok seviyorum...

KIZIMIN DOĞUMGÜNÜ-BARBİE PASTA VE ŞEKER HAMURU PASTA

Canım kızımın hafta içine gelen doğumgününü 2 kez kutladık, haftaiçi yemekli aile kutlaması, haftasonu ise gene evde arkadaşlarıyla ikinci bir parti.


İlk aile kutlaması için pastayı kendim yaptım, çünkü kızım öyle istedi. Pasta yapma konusunda ne kadar beceriksiz olduğumu henüz anlayamadı, çünkü komik ve çocukların ilgisini çekecek şekillerle yırtıyorum. Kelebek pasta, uğur böcekli pasta derken kızımın gönlünü fethetmenin verdiği gazla hiç yapmadığım ve benim için oldukça zor olan (ki gerekli pişirme malzemelerim de yok) barbie pasta yapmaya karar veriyorum.

Kakaolu pandispanya ve meyveli yapmak üzere yola çıkıyorum. Pandispanyayı pşiriyorum, durum fena değil. Ama barbienin eteğini yapmak için büyükten küçüğe kesmek beni bayağı zorluyor. Hadi kestim de pandispanyam o kadar da fazla ya da kabarık değil ki barbienin beline kadar çıkabilecek ölçüyü yakalayamıyorum, araya yaptığım muhallebiyi ve meyveleri koymama rağmen o yüksekliğe bir türlü ulaşamıyorum, barbienin belinden aşağıya bir güzel streçliyorum ve kek dağının ortasından sokmaya çalışıyorum ama o da ne!!!tabii ya her pasta yaptığımda başıma bişey gelmesi gerek, dağ etrafa yayılıyor, yanlara doru çöküyor, bende panik yok, nasılsa pastayı rezil ederken kurtarma konusunda tecrübeliyim, hemen barbieyi oturtuyorum, elimle kremalı meyveli pandispanyayı etrafına topluyorum, muhallebi dağılmadan toparlamama yardımcı oluyor. Son kalan kremaya da pembe gıda boyası katıp dış yüzeyini pembe kremayla kapatıyorum. üzerine de biraz pasta süsü...ta taaam...benden bu kadar. Pastayı masaya getirdiğimde kızımın yüzündeki şaşkınlık, mutluluk ifadeleri herşeye değer:)))


Tabii ki diğer büyük partiye pastayı kendim yapmak yerine profesyonel bir destek alıyorum. İlk kez bir şeker hamuru pasta siparişi vereceğim. Daha önce blogundan tanıdığım İzmirli Selda Ercanı İzmirli blog yazarı arkadaşlarım da tavsiye edince ona da istediğim konseptte bu pastayı yapmak düştü. Şerkendendüşler'in yaptığı pasta hem görsel anlamda hem de lezzet açısından tek kelimeyle kusursuzdu. İçi; ıslak kakaolu pandispanyası ve bol böğürtlen frambuazı ile eşsizdi. Çok teşekkürler şederdendüşler..






Her iki partiyle yoğun bir haftayı noktaladık, kızım için her doğumgününün böyle özel, sıcak ve coşku dolu geçmesini diliyorum, tabii tüm hayatının da!!!!

25 Kasım 2011 Cuma

NAZARKÖY- İZMİR'DE GÜZEL BİR KÖY GEZİSİ

















NAZARKÖY- İZMİR KEMALPAŞA....
2 kız arkadaş çocuklarımızı alıp düştük Kemalpaşa yollarına... Üçkuyular'dan çevreyolu ile yaklaşık 40-45km sürüyor Kemalpaşa..Kemalpaşa'dan 5 km ötede yer alan Nazarköy'de bir kız arkadaşımızla buluştuk. O bizi ağırladı Nazarköy'de. Sonbaharın tüm renklerini taşıyan doğa içinde güneşli ama soğuk bir gündü..Sobalı bir cafede şahane bir kahvaltı yaptık, eski iş arkadaşlarım olan kızlarla eski günlerdeki gibi neşeli ve çok sohbetliydik. Anılar, gelecek hayalleri ve çocuklarımız..artık her birimizin bir çocuğu vardı ve şimdi yan masamızda faaliyetleriyle coşuyorlardı!


Ali Dayı'nın Sofrasında kahvaltıdan kalkarken bir de ne görelim, ablamız kuzine üstünde bir sürü yemeği öğlen yemeğine gelecek müşterileri için hazır etmişti. Çok tok olmamıza rağmen güveçteki kuru fasulyeden canımız çekti ama almadık.


Sonra camdan boncuk yapılan ocağı barındıran cafeyi gezdik, cafede otururken bir taraftan cam boncuk yapımını da seyredebilirsiniz.

Küçük köydeki yürüyüşümüzde boncuktan yapılan aksesuarların satıldığı tezgahlardan oluşan mini çarşı ve farklı bir yerde bulunan Kıvırcık Boncukçusu vardı. Bir sürü boncuk aldık dizmek üzere...

Keyifli, doğayla iç içe, renkli ve değişik bir yer görmenin hazzı ile dolu bir gün...ama en güzeli kız arkadaşlarla geçen özel ve güzel bir gün...

24 Kasım 2011 Perşembe

PENTİ -SEN Bİ TANESİN!


Kipa Balçova'da Penti'nin Sevgililer günü kutlama kiosku(geçen Şubat)..


Penti çorap ambalaj içleri...





Penti'yi yılardır izliyorum. Çalıştığım sektörden olmasa da pazarlama taktiklerini severek takip ediyorum. İlk mağazalarını açtıklarında bunun çok ötesine gideceklerini hayal etmiştim. Gerçekten de hem ürün ağı hem de hedef kitlelerine yönelik noktalarda ürün gamının tümümün sergilendiği mağazaları ile çok güzel bir noktaya geldiler. En son reklam filmi ile de başarılarını daha üst bir noktaya taşıdıklarını sanıyorum.

Çocukluğumdan beri çorap delisi ve iyi bir koleksiyonu olan biri olarak pentinin birçok ürününe sahibim. Kardeşimle bir iddiaya girdik geçenlerde, ne istiyorsun dedi; penti çorap dedim! Aldığı safran sarısı opak çorabı ve bad girl dedikleri önü aşınmış gibi olan siyah çorabımı çok sevdim. Ama en çok ambalajın içine bayıldım. Moda dergilerindeki gibi çorapla kombinler yapmışlardı. Kombinlerden birini hemen uyguladığımı söylemeliyim.
Sanırım daha çok kombinler yapacağım! tabii 6 yaşındaki kızım da kendi özel koleksiyonunu ve kombinlerini oluşturmaya başladı:))))

Pentiyle ilgili Gizem'in sitesinde de çok güzel bir postu var.

Penti gibi markasına yatırım yapan birçok Türk markasının başarılarla yoluna devam etmesi dileğiyle...

ISPANAK BORANİ- ISPANAKLI MEZELERİN ŞAHI


Çocukken ıspanak yedin mi dersen evet yedim ama sulu yemeğini değil mezesini derim!!! Bence ıspanak yemenin en güzel hallerinden biridir Borani.

Borani her menüye yakışır. İster balık yanında, ister et ve tavuk yemeklerinizin yanında meze olarak ikram edebilir, ya da akşam misafirlerinize börek vs. yanında sunabilirsiniz.

İşte balık sofrası için bir sunum..


Borani
Gerekli malzemeler:
500g ıspanağın yaprakları
250g süzme yoğurt
3-4 diş sarımsak
1-2 çay kaşığı tuz
1 adet kuru soğan
4 yemek kaşığı sıvı yağ




Boraniyi iki şekilde yapabilirsiniz; soğanlı ve soğansız olarak.

1.hazırlama şekli: Ispanağı iyice yıkadıktan sonra teflon tencereye alın, kısık ateşte hiç su ilave etmeden ağzı kapalı olarak ıspanaklar diriliklerini kaybedene kadar pişirin. Pişen ıspanakların suyunu sıkın ve bıçakla çok ince olmadan iri iri kıyın.
Bir tavada sıvı yağda küp küp doğranmış soğanı kavurun. Soğanlar ölünce bu karışımı ıspanaklara ilave edin. Dövülmüş sarımsakları ve tuzu ilave edin, yoğurdunuzla iyice karıştırın.
Bir tadın, eğer tuzu az gelirse biraz daha ekleyin.
2.hazırlama şekli: eğer soğan sevmiyor ya da yiyemiyorsanız tavada soğanı kavurmadan, yani soğansız olarak haşlanmış ıspanak yaprakları ile sarımsak, tuz, az zeytinyağı ve yoğurdu karıştırıp hazırlayabilirsiniz.

Bir servis kabına aldığınız boraninizin üstüne zeytinyağı gezdirebilir ve acı pul biber serperek servis edebilirsiniz. Ben fotoğraflarda da görüleceği gibi bir balık menüsünde birini kırmızı turpla süslemiştim, birine de yumurtadan çiçek yapmıştım. Yumurtadan çiçek için yumurtayı haşlayın, kabuklarını soyduktan sonra beyazını eninden ortadan ikiye sarısına zarar vermeden kesin. Sarısını ortadan ikiye bölün ve mezenizin üzerine koyun. Beyazlarını yapraklar için kesin, ben bunu bir aletim var onunla yapıyorum. Maydonozdan sap ve yapraklarını yapın.

şık bir sunum, leziz bir meze...

Afiyet olsun.



5 Kasım 2011 Cumartesi

İYİ BAYRAMLAR...

Sevdiklerinizle neşeli, sağlıklı, huzurlu, kalabalık, bol paylaşımlı güzel bir bayram geçirmeniz dileğiyle...

Sevgiler...

4 Kasım 2011 Cuma

AŞÇILIK OKULU:)))





































Kızım ve kardeşimle bir yemek kursuna katılma projem var, sanırım o gün yukaridaki kadar komik karikatürize sahnelerle dolu olacaktır, umarım!